TOKSİK POZİTİVİTENİN RUH SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Son yıllarda bireysel gelişim söylemleri, popüler psikoloji içerikleri ve sosyal medya pratikleri
aracılığıyla “pozitif düşünme” kavramı giderek daha merkezi bir konuma yerleşmiştir. Olumlu
düşünmenin ruh sağlığı üzerindeki koruyucu etkileri bilimsel olarak desteklenmekle birlikte, bu
yaklaşımın mutlak ve bağlamsız bir norm hâline gelmesi bazı psikolojik riskleri de beraberinde
getirmektedir. Duygular çoğunlukla olumlu ve olumsuz olarak sınıflandırılmaktadır. Olumlu duygular daha akıcı ve keyif veren duyguları tarif ederler, olumsuz duygular ise daha zorlu ve rahatsızlık veren duyguları içerirler. İnsan, mutluluk, sevinç ve coşku gibi akıcı ve haz veren duyguların yanı sıra; öfke, üzüntü ve kaygı gibi deneyimlemesi daha zorlayıcı duyguları da yaşayabilen bir varlıktır. Bu duygusal çeşitlilik, insanın psikolojik işleyişi açısından yaşamsal bir önem taşır. Her bir duygu, bireyin içsel dünyasına ve çevresiyle kurduğu ilişkilere dair işlevsel bilgiler sunar. Olumlu tutum ve sadece olumlu duygulara yer vermek gibi eğilimlerin de toksik bir boyuta gelerek kişiye psikolojik olarak zarar verebileceği görülmektedir. Bu eğilim “toksik pozitiflik” olarak adlandırılmaktadır. Toksik pozitiflik, bireyin olumlu, bakış açısını ve olumlu olarak tanımlanan duyguları hissetme deneyimlerini işlevsiz ve çok fazla bir boyutta hayatına genelleme çabasıdır, başka bir deyişle, ne yaşanırsa yaşansın bireyin kendisini ve
çevresini daima olumluya ve pozitife yönlendirmeye çalışmasıdır. Fazlalık yönünden toksik boyuta gelen bu çaba bireyin olumsuz olarak adlandırdığı duygularını bastırması ile kendisine ve çevresine yabancılaşması gibi sonuçlara yol açabilmektedir.
Salgın sürecinde sosyal medyada yaygınlaşan “iyi hisset, pozitif kal” söylemleri, birçok birey için
destekleyici olmaktan ziyade baskılayıcı bir işlev görebilmiştir. Evde geçirilen zamanı verimli kullanmaya yönelik kurslara katılma, yeni hobiler edinme ya da sürekli üretken olma vurgusu, bu süreci aynı şekilde deneyimlemeyen kişilerde yetersizlik hissi yaratabilmiştir. İşini kaybeden, yakınını kaybeden ya da belirsizlikle baş etmekte zorlanan bireyler için “fırsata çevir” söylemi gerçekçi olmayabilmektedir. Bu noktada, zorluk yaşarken umudu tümüyle yitirmeden hayatı yeniden anlamlandırabilmek, yani yaşanan acıyı inkâr etmeden güçlenebilmek, psikolojik açıdan daha işlevsel bir yaklaşım sunmaktadır.
Zorlayıcı ya da travmatik nitelik taşıyan yaşam olayları karşısında bireyin sürekli olarak olumlu bir bakış açısını sürdürebilmesi çoğu zaman gerçekçi değildir. Bu tür deneyimler, yoğun duygusal tepkileri beraberinde getirebilir ve bireyin psikolojik kaynaklarını geçici olarak zorlayabilir. Bu bağlamda duyguların, bireyin içsel gereksinimleri ve deneyimleri hakkında anlamlı bilgiler sunduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Her duygunun ortaya çıkmasına izin verilmesi; zaman zaman eyleme geçme ya da üretken olma kapasitesinin azalabileceğinin kabul edilmesi; yoğun duygulanımlar karşısında ağlama, ses yükseltme gibi tepkilerin insani ve anlaşılır olduğu bilinci, psikolojik açıdan koruyucu bir işlev taşır.
Benzer şekilde, duygusal dalgalanmaların yaşanması, geçici umutsuzluk ya da karamsarlık dönemlerinin ortaya çıkması da insan deneyiminin doğal bir parçasıdır.
Yaşamın her anında olumlu duygulara odaklanmak ve sürekli olarak iyi hissetme hâlini sürdürmek çoğu zaman mümkün değildir. Bunun yerine, bireyin farklı duygulara ve yaşantılara alan tanıması; bu deneyimlerin işaret ettiği ihtiyaçları fark edebilmesi ve kendi yaşam bağlamında anlamlandırabilmesi daha işlevsel bir yaklaşım sunar. Her bireyin yaşam öyküsü ve bu öykü içerisinde karşılaştığı zorluklarla baş etme biçimi kendine özgüdür. Dolayısıyla benzer zorlu deneyimler yaşansa dahi, bu süreçlerin bireyler üzerinde yarattığı etkiler farklılık gösterebilir.
Bu çerçevede, bireyin kendi duygusal deneyimini yargılamadan kabul edebilmesi ve bu deneyimler aracılığıyla ihtiyaçlarını fark ederek harekete geçebilmesi, psikolojik uyum ve esneklik açısından daha insani bir zemin oluşturmaktadır.
Esila Yağmur Santırcı




Yorumlar